Kalbin Merkezine Seyahat
Hakan Yılmaz
2655
Kalbin Merkezine Seyahat
Ezginin Günlüğü’nün kurucularından, şair, şarkı sözü yazarı ve şarkıcı Hakan Yılmaz, 1980’li yıllardan itibaren yazılmış şiirlerinden derlediği bir seçkiyi Kalbin Merkezine Seyahat adını verdiği kitapta okurla paylaşıyor.
Kitap, ilk olarak 2021’de Alakarga Sanat Yayınları’ndan çıkmıştı.
Kitabın yeni şiirlerle genişletilmiş ve kapsamlı değişikliklerden geçirilmiş ikinci edisyonu, dijital olarak Dijital Kitaplar’da yayımlandı.
Ezginin Günlüğü müzik grubunun kurucularından olan şair, şarkı sözü yazarı ve şarkıcı Hakan Yılmaz, grubun 1983 yılı başındaki ilk konserlerinde şarkıcı olarak yer aldı. 1980’li yıllarda grubun Sabah Türküsü, Alagözlü Yar ve Doğu Türküleri albümlerine şarkıcı olarak katkıda bulundu. 2015 yılında gitarcı ve besteci Kadir Şan Tarhan ile ilk solo albümü Sen Yoktun’u çıkardı. Bu albümü Türkülerle Yeniden (2017), Yol, Aşk, Zaman (2022) ve Gül Ayini (2024) albümleri izledi. 2015’ten bugüne, albümlerin yanı sıra birçok single şarkı da yayımladı.
Bu kitapta, iç sesle okunan şiirlerle birlikte, şairin ağzından yüksek sesle ve ezgi eşliğinde söylenmiş şarkı-şiirler de yer alıyor. 20. yüzyıl Yunan şiirinden ilham alan, kendi özgün sesiyle dokunan Yılmaz’ın şiirleri, okuru kalbin merkezine doğru bir seyahate çıkarıyor.
Hakan Yılmaz’ın şiiri; lirizmin içtenliğiyle düşüncenin derinliğini, halkın dış sesiyle bireyin iç konuşmalarını, Doğu’nun sezgisiyle Batı’nın bilinç açıklığını aynı potada eritiyor. Onun şiiri, hem bir müzisyenin hem bir düşünürün dilidir; hem kalpten konuşur hem zihinden seslenir.
Bu şiirler, modern insanın dağılmış benliğini toplama çabasıyla yazılmış içsel bir yolculuğun duraklarıdır. Yılmaz’ın “kalp” kavramı, duygunun yanı sıra bilincin, ahlâkın ve varoluşun da merkezidir. Kalp, onda hem bir sığınak hem de bir laboratuvardır. Kalp, insanın kendisiyle karşılaştığı ve kendisini yeniden inşa ettiği yerdir.
Yılmaz’ın şiirinde zaman, düz bir çizgi değildir; geçmiş, şimdi ve geleceğin birbirine karıştığı döngüsel bir alan olarak kurulur. Çocukluk yılları, gezilen şehirler, yaşanılan aşklar, göçler, aile ve arkadaşlar, bu zamansal döngünün üzerine dizilir. Kayıp duygusu derindir; ancak melankoliye kapalıdır. Her kayıp, kendini yeniden bulmanın bir biçimi olarak belirir. Aşk ise bireysel arzunun ötesinde, insanın kendi hakikatine ulaşma çabasıdır.
Hakan Yılmaz, şiirini Türk ve Doğu şiirinin büyük damarlarıyla konuşarak kurar. Bir yanıyla eskilerden Fuzûlî ve Hâfız’dan, bir yanıyla 20. yüzyıldan Nâzım Hikmet ve Hilmi Yavuz’dan beslenir.
Hakan Yılmaz’ın poetik evreni, Türk şiiriyle sınırlı kalmaz; özellikle Yunan şiir geleneğiyle derin bir akrabalık kurar. Yannis Ritsos’un halkın trajedisini bireysel lirizme dönüştüren dili, Seferis’in sürgün bilinciyle yoğrulmuş epik hüznü, Kavafis’in bireysel tarihi tarihsel bir kurgu içinde ele alışı, Yılmaz’ın şiirinde hissedilir. Onlarda olduğu üzere, Yılmaz’da da şehir bir iç haritadır; zaman kişisel bir mitolojiye, aşk ise kaybın içinden yeniden doğan bir varoluş biçimine dönüşür.
Yunan şiiriyle kurulan bu akrabalık, biçimsel bir etkiyle sınırlı kalmaz. Yılmaz’ın şiirinde Akdenizli bir düşünüş biçimi vardır: Kaderi kabullenen, ancak ona boyun eğmeyen bir bilgelik. Onun dili, Kavafis’in içe dönük bireyselliğiyle Ritsos’un dışa dönük toplumsallığı arasında salınır. Doğu-Batı ekseninde, Türkçenin tınısını evrensel bir ritme taşır.
Yılmaz’ın şiiri, 1970’lerin politik travmalarını, sürgün ve göçün duygusal izlerini taşıyan kuşakların öyküsünü anlatır. Ancak bu şiirler ideolojik bir söylem kurmaz; insani bir tanıklık sunar. Bireyin tarih karşısındaki kırılganlığını ve aynı zamanda içsel direncini hatırlatır.
Müzisyenliğiyle tanınan Hakan Yılmaz, şairliğinde de sesi merkeze alır. Şiiri müzikle değil, müziğin içinden kurar. Sözcükler, onda birer nota gibi işler; tekrarlar bir nakaratı, suskunluklar ise ölçü aralarını çağrıştırır. Bu yönüyle Leonard Cohen ve Jacques Brel gibi şair-şarkıcıların evrensel çizgisini Türkçede sürdürür. Yılmaz’ın sesi, Anadolu’nun, özellikle de İstanbul’un çok katmanlı hafızasından beslenir; halk ezgilerinin yalınlığıyla şehirli bilincin karmaşıklığını buluşturur.
Kalbin Merkezine Seyahat, tematik bir bütünlük içinde okunabilir: Dilin, aşkın, göçün, zamanın, ailenin ve ölümün şiirsel anatomisi. Her şiir, hem kişisel hem de kolektif bir hikâyeye açılır. Bu metinlerde insan, kaybettikçe olgunlaşır; unuttukça hatırlar; düştükçe kendi merkezine yaklaşır.
Bu şiirler, insana şunu anımsatır: Yaşamak bir seyahattir; asıl seyahat ise kalbin merkezine doğru yapılan yolculuktur.